Yetişkin

 

Geçen haftalarda bizim sokakta yürürken, bir kariyer danışmanının ofisinin önünden geçiyordum. Kapısının önüne astığı tabelada şöyle yazıyordu: “Sevdiğin işi seç, böylece ömür boyu çalışmamış olursun.”  Bu çok klişe gibi duran sözün aslında hayata dair ne kadar önemli bir anahtar sunduğunu düşündüm. 

 

Türkiye’de gençlerin sevdiği işi yapabilme şansı neredeyse lotodan piyango çıkmasıyla aynıdır. Her şeyden önce, Türk gencine ‘ben kimim, hayatta ne yapmak istiyorum, nelerden zevk alıyorum?’ sorularını sormak öğretilmez. Hatta daha doğrusu soru sormak, sorgulamak öğretilmez bizlere. Bize anlatılanı kabul etmeli, fazla soru sormamalı, göze batmamalıyızdır. Sürüden ayrılanı kurt kapar.

 

Türk genci kendini ve dünyayı sorgulamak, keşfetmek, eleştirmek gibi lükslere sahip değildir. Okul biter bitmez geleceği garantili, ismi havalı, maaşı kabarık, ‘yükselme şansı’ olan, mümkünse çok uluslu bir şirkete girmekle ölçülür bizde başarı. Sormaz kimse sana bu iş gerçekten ilgi alanına giriyor mu? Seni heyecanlandırıyor mu?’ diye. Sorulması, sorgulanması tabu konulardır bunlar. Böyle gelmiş böyle gider. 

 

Es kaza ilgi alanını keşfedenler de vardır genç yaşında. Onu heyecanlandıran, tutkuyla yapacağı bir işi kendine meslek seçmek ister. Örneğin tiyatrocu olmaktır, resim yapmaktır tutkusu. Gözleri pırıldayarak bu hayalini ailesine açtığında ilk balyozu yer. Bunlar bir meslek değildir. Bunları yaparsa aç kalacak, hayatını rezil edecektir. Aile razı gelmez. Genç de çoğu zaman ısrar edemez. Konu kapanır. Okulda hiç de ilgisi olmadığı şeyleri zorla öğrenirken, ailesi etrafta konu komşuya gururlanmaktadır.

 

İşte çokça bu yüzdendir Türk gencinin bunalımı. Kolay mı, yıllar yılı haftanın beş günü, günde en az sekiz saat bu çileyi çekmek? Kim için, ne için çalıştığını, yaptığı işin kendisi için anlamını sorgulamadan bu çarkın bir dişlisi olmak.

 

İşte bu yüzden Türklerin Pazartesi depresyonları bitmek bilmez. Bu yüzden en çok Cuma akşamlarının ve yaz tatillerinin hayalini kurarak devam eder günlük hayatına. Ama ne cumalar ne de bir-iki haftalık tatiller derman olur derdine. Sebebini bilemediği bir boşluk vardır içinde. Her şey yolundadır ama neden mutsuzdur bilemez. Etraftakiler ‘şımarık’ der ona, ‘buldu da bunuyor’ diye eleştirirler. ‘Her şeyi var, rahat battı’ derler. O da inanır bunlara; suçu kendinde arar ve susar.

 

Yıllarca devam eder bu. Evlenir, çoluk çocuğa karışır. Yaşı büyüdükçe, risk alma ihtimali de azalır. Artık daha da korkar hayattan, hata yapmaktan, her şeyini kaybetmekten. Veremez kendine bir şans daha. Çok geçtir artık.

 

Bu kişi size tanıdık geldi mi? Bir yerlerden gözünüz ısırdı mı? Siz şu an çocuğunun geleceğinden endişelenen anne rolünde misiniz, yoksa son treni kaçırdığını düşünen mutsuz bir çalışan mı? Durun bir saniye! Bu kısır döngüyü kırmak, kendinize bir şans vermek mümkün. Kolay değil ama mümkün. Nasıl mı? Bir sonraki yazıda…

 

 

İnönü Cad. Gül Apt. No:3 D:3 Kozyatağı / İstanbul
0216 386 70 92