Ergen

 

Pek çok aile kendine son zamanlarda şu soruyu soruyor: “Çocuğumun her şeyi var ama yine de onu bir türlü mutlu edemiyoruz”. Bu soru aslında hepimizin üzerine uzun süre düşünmesi gereken bir soru. Çocuklarımız artık ergenliğe daha erken giriyorlar ve aileleri oldukça yoran bir süreç başlamış oluyor bununla birlikte. Bir de akabinde gelen bitmek tükenmek bilmeyen istekler de cabası…

Sürekli bir karşılaştırma halinde olan “ergen”in istekleri de bitmiyor. “Anne Ayşe’nin X marka cep telefonu var neden benim yok ya da baba Ahmet’in X marka ayakkabısı çok güzel ben de aynısından istiyorum”. Aileler neler yapıyor? Çocukları üzülmesin diye istediği her şeyi istediği anda yapıyor. Yapamayan aileler de vicdanlarına yerleşen bir üzüntü ile kendi kendilerine çare aramaya çalışıyorlar.

Ergenliğin ilk belirtileri, hormonal değişikliklerle birlikte başlayan fiziksel değişikliklerdir. Bu değişiklikleri, sosyal ve psikolojik alanlarda kendini gösteren etkileşimler izler. arkadaş ilişkileri derinleşir, otonomi eğilimi, entellektüel uğraşlar artar ve toplumsal aidiyet duygusunun arayışı başlar. Topluma ait olabilmek içinde toplumdaki çoğunluk ne yapıyorsa o da aynısını yapmaya çalışıyor. Bu durumda en çok anne babaları yoruyor.

Geriye dönüp baktığımızda aslında geçmişte bizlerin her istediğimiz şeye istediğimiz anda ulaşamadığımızı görüyoruz. Sadece bir ayakkabı alınması için bayramları bekleyen anne babaların çocukları şuanda anaokulundan itibaren televizyonda reklamını gördükleri her oyuncağa ertesi gün sahip olabiliyor. Neredeyse her evde bilgisayar var ve ilkokula giden pek çok çocuğun da cep telefonu. Özellikle belli markaları ve trendleri takip eden ergenlerin tüketim alışkanlığı aileleri de oldukça zorlamakta. Peki ne oldu bizlere ve çocuklarımıza da bu kadar tüketime yöneldiler?

Bir kuşak öncesinde var olan manevi değerler artık geçerliliğini yitirmiş; maddi değerler ön plana çıktı. İnsanlar bir değer, benlik boşluğu içindeler. Artık insanlar, ürünün kendisini değil onlara sundukları imajı satın almaya başladılar. Zamanla boyut değişti. İnsanlar kendilerine ve topluma yabancılaştılar. Anlam arayışından vazgeçtiler. Aldıkları her bir şeyden sembolik tatmin duydular ve daha çok tüketmeye yöneldiler. Sosyal ilişkiler de bile emek harcamaya gerek yok artık. Çaba göstermeden kazanılanların değerleri bilinmez, kaybedilmesi daha kolay. Bu nedenle insanlar ne satın aldıklarına ne de sahip oldukları ilişkilere değer veriyorlar. Tabii ki buna kitle iletişim araçları ve medya da yardım ediyor. Ergenler /gençler daha az düşünüyor ve daha çok tüketiyorlar.

Bir tarafta zenginlik, çeşitlilik, alternatifler, farklı yaşam stilleri varken madalyonun diğer tarafında ise yoğun bir iletişimsizlik, kopukluk ve yalnızlık yer alıyor. Bu sürecin en önemli özelliği de aynılaşma. Çocukların hepsi X marka oyuncakla oynuyor, gençler X marka botları giyiyor ve X marka cafelerde kahvelerini içiyorlar. Kısa, özensiz, çabuk tüketilen cümleler ile konuşan ve yazışan, sürekli koşuşturan bir topluma dönüşülüyor. Hız arttıkça tatminsizlik ve tüketimde artıyor. Sürekli tüketiliyor. Yaşam daha fazla erteleniyor. O yüzden lütfen bu tüketim toplumu çocuklarınızı / gençleri tüketmeden siz bu tüketime bir dur deyin.

 

 

İnönü Cad. Gül Apt. No:3 D:3 Kozyatağı / İstanbul
0216 386 70 92