Çocuk

Diğer canlıların aksine insan yavrusu doğada kendi başna harkete etme becerisini en uzun sürede kazanan, çok uzun süre bir başkasının bakımına ve ihtiyaçlarını karşılamasına bağımlı olan tek canlıdır. Hayata tutunması büyük ölçüde dışarıdan verilen bakımla ve verilen bakımın kalitesi kadar duygusal yoğunluğu ile de ilişkilidir. Bir anne (ya da zorunlu durumlar dışında bebeğin bakımı ile ilgilenen birincil bakım veren), çocukla duygusal ve duyusal bir uyum içinde onun ihtiyaçlarını tahmin eder ve bu ihtiyaçların sadece fiziksel olarak karşılanmasıyla değil, ihtiyaçların karşılanması sırası ve sonrasında çocuğun duygusal olarak da kendini düzenleyip iyi hissetmesiyle ilgilenir. Çünkü bakım sadece fiziksel iyi oluşla değil duygusal iyi oluşla da ilgilidir. 

Bununla birlikte çocuğunun ihtiyaçları ile iyi uyumlanmış bakımverenler çocuğun gelişim, büyüme ve deneyim ihtiyaçlarını da görür ve buna göre çevresel düzenlemeler yaparlar; bebeği bu konuda cesaretlendirirler. Çünkü nihayetinde her varlık ilişkiye ihtiyaç duyduğu kadar ayrı bir birey olmaya, bireysel kimliğini bulmaya ve bu kimlik içinde kendi ayakları üzerinde durabilmeye yönelir.   Bu noktada bakım verenin çocuğun ihtiyaçlarını karşılama işlevlerinden yavaşça çekilip, gelişim dönemine uygun beceriler bağlamında bu ihtiyaçları kendisinin karşılaması için cesaretlendirmesi önem kazanır. 

Gelişim dönemine uygunluk burada kritik bir öneme sahiptir.çünkü bu mental becerilerin gelişmesi kadar fiziksel becerilerin çeşitlenmesi ve bedensel bir güçlenmeyi de gerektiren bir işlev gösterme halidir. Gelişim dönemine bağlı olarak bir çocuğun daha önceden başkasına bağlı olarak gerçekleştirilen, kendine bakmayı içeren bu becerilerin tamamına “öz bakım becerileri” denir. Öz bakım becerileri hem büyümenin hem de gelişimin en önemli eşlikçileridir. 

Bir çocuğun kendine bakabilmesi için önce kişisel ihtiyaçlarını  farkında olması gereklidir. Yani öz bakım becerileri olarak düşünmemiz gereken beceriler topluluğu doğuştan gelen beceriler değildir. Belli ihtiyaçlar doğduğunda kaşılanma zamanı, yöntemi ve miktarı gibi kriterlerin gözlemlenmesi ve bunların taklit edilerek öğrenilmesi yoluyla gelişirler. Ancak bir çocuğun kendi ihtiayacını karşılamaya yönelmesi başta söylediğimiz gibi eşlik eden yetişkinlerin buna yeterli bir alan tanıması ve izin vermesi ile gerçekleşir. En önemli ilk adım bebeğin doğumundan sonraki aylarda bu ihtiyaçların kendi bedeninden geldiğini ve dışarıdan birinin bu ihityaçları karşıladığını fark etmesine, yani anne ile sembiyotik bağının sonlanmasına olanak vermektir. Ancak ihtiyacı kendine ait bir şey olarak algılamaya başladıktan sonra bir bebek bunlarınnasıl karşılanabileceğine dair öğrenme sürecine geçer. 

Genellikle üç yaşından önce çocuklardan öz bakım becerilerini gerçekleştirmeleri beklenmez. Ancak üç yaş öncesinde de çocukların kendi ihtiyaçlarını fark etmeleri ve onlara yönelmeleri açısından önemli bir öğrenme süreci gerçekleşir. Hatta konuşmaya başlama, iletişim hitiyacının bir uzantısı olarak düşünülebileceği gibi, çocuğun kendi ihtiyaçlarını karşısındakinin algısına sunma çabası olarak bir öz bakım becerisi olarak düşünülebilir. 

Yine üç yaştan önce çocukların öz bakım becerileri anlamında gelişimlerini takip edebileceğimiz bazı gözlemlenebilir davranışlardan bahsedebiliriz. Bu davranışlar için yetişkinin eşliği, ihtiyacın doğmasına olanak vermesi ve çocuğun deneyimini anlamlı kılması önemlidir. Örneğin soğuk havaya çıktığında üşüdüğü için ağlayan bir çocuğa, şapkasını takarken “çok soğuk ve sanırım üşüdün” diyerek bedensel uyarımına anlam sunan bir yetişkin, çocuğun benzeri bir durumda ne yaşadığını ve neye ihtiyaç duyduğunu tanımlaması için yol da açmış olur. Bu bağlamda üç yaşından önceki dönemlerde öz bakım becerilerinin temeli olan, kendi hitiyacını tanıma ve buna ilişkin bir ifade bulma –bu sözel bir ileti ya da bedensel bir dışa vurum olabilir- temel bir öz bakım becerisi olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda bazı çocuklar fiziksel gelişimleri ölçüsünde güçlendikçe, ebeveynlerinin de desteği ile sonradan gelişmesini beklediğimiz becerileri, gelişimsel olarak daha önce de sergileyebilirler. Buna yemeğini yemek için kaşığı tutma çabası, kolay giyilen ayakkabı ya da kazağı giyme çabası gibi örnekler verilebilir. 

Peki, üç yaşından sonra çocuklardan öz bakım anlamında hangi becerilerinin gelişmesini bekleriz ve bunu neden özellikle üç yaşından sonra bekleriz? 

Üç yaş dil gelişimi, bedensel gelişim ve zihinsel gelişim için önemli bir kilometre taşı olmakla beraber bir çocuğun, kendisine verilen alan sayesinde bireyselliğini de ilan ettiği yaştır. Artık çocuk yavaş yavaş diğerlirnin kendisinden farklı bir algı ve bilgisinin olabileceğini anlamaya başlamış, ihtiyacını sözel olarak ifade edebilme becerisi kazanmış, bedeninden gelen duyumları açlık, uyku, tuvalet olarak sınıflamaya başlamış ve bedenini de etkin ve dengeli bir biçimde kullanmaya başlamıştır. Büyük kasları kadar küçük kaslarını da kullanmaya başlamıştır. Etrafına ilişkin farkındalığı artmış, fiziksel ve ruhsal olarak kendisine tehdit olarak gördüğü şeyleri ayırt etmeye başlamıştır. Bu da bağımsız, işlevsel bir varlık olarak, bir birey olarak dünya içinde yer edinme isteklerini arttırır. 

Daha önce kendisine verilen destekler ve yardımcı bir öğrenme süreci geçirmiş bir çocuk, üç yaşından itibaren yapabileceklerini daha fazla fark eder ve hem bedensel hem de becerisel olarak sınırlarını test etmeye devam eder. Bu bağlamda üç yaşındaki bir çocuk artık önüne yemek konduğunda basit ve yaşına uygun büyüklükteki aletler ile yemek yiyebilir. Giysilerinin önünü ve arkasını ayırt edebildiği gibi basit, düğmesiz giyecekleri de az yardımla ya da yardımsız giyebilir. Temel hijyen gereklilikleri olan elini yüzünü yıkama, burnunu silme gibi davranışları sergileyebilir ve hatta tuvalet ihtiyaçlarını, eğer tuvalet eğitimi tamamlandıysa kendi başına karşılayabilir. 

Dört yaşına geldiğinde diğer beceriler için bu ilk beceriler bir temel oluşturur; yani üç ve dört yaş arasında yukarıda saydığımız davranışları sergilemesine olanak tanınan çocuklar yavaşça bu becerilerinin üzerine yenilerini ekler. Artık yemek masasının düzenini, kurallarını algılamaya başladığından sofra kurmak ve kaldırma gibi gündelik işlerde küçük yardımlar yapabilir. Yemeğini yerken daha karmaşık gereçlere geçebildiği gibi ne kadar yiyeceğini de belirleyebilir va hatta bazı yiycekleri tabaına az yardımla kendi başına alabilir. Uyku zamanı ritüllerine alışkanlık geliştirdiğinden uyku zamanınıngeldiğini, üzerini değiştirmesi gerektiğini bilir ve bunara az destekle yönelir, kendi başına üstünü değiştirebilir. Kişisel temizliğini büyük ölçüde kendi yepabilir; banyo yaparken eşlik edip yönlendirmek, ulaşamadığı yeri temizlemek yeterli olabilir, elini yüzünü kendi başına yıkar, saçını tarayabilir. Tuvalet ihtiyacını kendi başına gerçekleştirebildği kadar temzilemeye ilişkin basit işleri de yapmaya başlayabilir ya da en azından tuvalet sonrası temizlik gerekliliklerinin artık farkındadır. Bazı düğmeli ve fermuarlı giysileri kendi başına giyebilir, ayakkabılarının yönünü fark edebilir ve hatta küçük düğümler atabilir. Kendi eşyalarının farkında olur; onları topalayabilir, düzenleyebilir ve  bedenine uygun askılara asabilir. 

Her basamakta yeni bir beceri sergilemek çocuğu daha fazlasına yapmaya teşvik eder. Kendini ilgilendiren önemli konularda kendi başına işlev gösterebilmek çocuğu yeni beceriler geliştirmeye cesaretlendirir ve büyümeyi keyifli hale getirir. Beş yaşından itibaren çocuklar daha önce yardım ve detekle yapabildiği tüm şeyleri artık yardımsız olarak yapabilmeye başlar. Bununla birlikte günlük işlerde sorumluluk almaya hazırdır ve günlük rutin içinde kendisine verilen yaşına uygun sorumlulukları yerine getirebilir. Artık bedeninin ve dış gerçekliğin iyice farkında olduğundan ne kadar, ne zaman yiyeceğini, ne zaman dinlenmeye ne zaman tuvalete ihitiyaç duyduğunun da yardmsız farkındadır. Hava koşullarına göre kıyafetlerini seçebildiği gibi tuvalet sonrası hijyen gerekliliklerini de yerine getirebilir. Ve öz bakım altında değerlendirilmesi gereken ek beceriler de gelişmeye başlar: yardıma ihtiyaç duyduğunu fark etme ve yardım isteme, tehlikeli durumları fark etme, gerekli önlemleri alma ya da bu konuda yetişkinden destek isteme, kendi başına yürüyebilme ve serbestlik alanını belirleyip o alanda hareket etme gibi… 

Kültürel bir alışkanlık olarak bizler çocukların kendi yapabilecekeri şeyler konusunda çok fazla destek vermeyiz ve çocuğun ihtiyaçlarının tamamının yetişkin tarafından karşılanması gerektiğinde ısrar ederiz. Ancak her yaşın becerisinin bir sonrakine hizmet ettiği gerçeğini unuturuz bu noktada. Çocuğun hayatını kolaylaştırmak ya da temiz, düzenli ve hiijyenik bir çevre yaratmak adına yaptığımız tüm “gereksiz” düzenleme ve yardımlar, çocuğun gelişimini olumsuz etkiler. Üstelik bu olumsuzluk sadece bedensel/davranışsal becerilerin gelişmesini engellemez, aynı zamanda duygusal ve sosyal gelişimi de baltalar. 

Şöyle düşünün; beş yaşına kadar kendi başına tuvalete gitmemiş, her dafesında eşlik edilen ve mutlaka tuvalet temizliği yetişkin tarafından gerçekleştirilen bir çocuk, ilk okul birinci sınıfa geldiğinde henüz hijyen ihtiyacını karşılayacak becerileri ya gerçekleştirmeyi öğrenemez ya da zaten tiksindirici bulduğu için reddeder. Bu da birinci sınıfa geldiğinde bu çocuğun özellikle sindirim ve boşaltım sorunları yaşamasını, dolayılsyla fiziksel sağlığını tehtid eder. Aynı zamanda çocuk akranlarının bu ihtiyaçlarını kendi başlarına karşladığını gördüğü için kendilik algısı zedelenir; kendini yetesiz ve beceriksiz algılamay başlar. Bu da okula alışma, sosyal normlara uyum sağlama gibi pek çok konuda zorluk yaşamasına neden olabilir. 

Bir örnek daha düşünelim; 6 yaşına kadar yemek konusunda sürekli ısrar edilmiş ve her yemek saatinde eşlik edilmiş bir çocuk olsun… Bu çocuk yiyebileceği miktarın, fiziksel ihtiyacının ya da yemek araç-çereçlerinin kullanılması konusunda hiçbir becerisini geliştirmeye ihtiyaç duymayacaktır. Ancak yine büyük ölçüde kendi başına işlev göstermesi gereken ilk okul çağında hem sosyal hem becerisel hem de fiziksel larak ek çok sorun yaşayacaktır. Yemek zamanlarında nasıl besleneceğini bilmediğinde yemek zamanını doğru kullanamayacak, yeteri kadar gıda alamayacaktır. Zamanı doğru kullanamadığı için akranlarının oyun saatlerine eşlik edemeyecektir ya da zamandan fedakarlık etse bile fiziksel olarak daha çabuk enerjisi düşecek ve onların oyunlarına katılacak enerjiyi bulamayacaktır. Oyun arkadaşı olamadığı kişiler ile ortak ilgile ve alanlar bağlamında bir arada olamadığı için sosyal olarak geri çekilecektir ve bu sırada da fiziksel sağlığı da, öğrenme performansı da olumsuz etkilenecektir. 

Bunlar uç örnekler olsa da gerçeklik payı oldukça yüksek örneklerdir. Bu bağlamda çocukların öz bakım becerileri konusunda denemeler yapmalarına izin vermek, onları yönlendirmek ve yaşlarına uygun beceriler konusnda kendi başlarına işlev göstermelerine olanak tanımak çok önemlidir. 

Herkes öz güvenli, kendine yeten çocuklar yetiştirmek ister. Bunun ön koşulu ir çocuğun kendi başına bir şeyleri yapabiliyor olduğunu görebilmesidir. Ve bir çocuk her yaşta, yaşına uygun beceriler sergileyerek kendine yetebilmeyi adım adım öğrenir. Ebeveynler olarak sizlere düşen görev ise bu adımları atabilmesi için çocuğunuza yol göstermek ve cesaretlendirmektir. 

 

    Beyhan ÖZPAR

Psikolojik Danışman

İnönü Cad. Gül Apt. No:3 D:3 Kozyatağı / İstanbul
0216 386 70 92