Çocuk

Doğduğu an itibarıyla bir çocuk için değerli şeyin, önce ebeveynlerinin koşulsuz sevgisi ve ardından oyun olduğunu her yerde duyuyor, görüyor, okuyor ve inanarak söylüyoruz. Bu tartışmasız gerçek, modern toplumlar kadar geleneksel ve ilkel topluluklarda bile kabul görüyor. Bununla birlikte oyun ve oyuncak kavramı ilkel zamanlardan günümüze çok değişti ve değişmeye de devam ediyor. 

Eskiden çocuğun oyalanma aracı olan oyun ve oyuncak, günümüzde sadece eğlenme ve oyalanma amacının üzerine yeni anlamlar yüklenerek gücünü arttırıyor. Artık sadece oyun oynamaktan bahsetmiyoruz da, yaratıcılığı gelişitirmek için oyun, problem çözmek için oyun, içsel çatışmaları çözmek için oyun –hatta oyun terapisi-, öğrenmeyi arttırmak için oyun gibi söylemler geliştiriyoruz veya buna bir şekide tanık oluyoruz. Peki modern zihinler bu değerlendirmeleri yapmasaydı oyun zaten bu anlamları taşımıyor mu olacaktı ya da sadece zihinseleştirildiği zaman mı anlamlı ve önemli oldu? Ben bu noktada sadece “beyin ve zihin temelli” günümüz uğraşlarının bizi bu noktaya sürüklediğine inanıyorum. Oysa bütünsel olarak ele alırsak insan aynı zamanda duyusal ve duygusal bir varlık. 

Zihinden nasibini almış yeni oyun kavramsallaştırmaları içinde ara ara duygulardan bahsedildiğini görmek mümkün. Mesela duygularla oyunun birlikte en çok kullanıldığı alan terapötik bir işlev olarak oyundan bahsetmek. Aynı zamanda en çok önem atfedilen konu olarak öğrenmede oyunun yeri hakkında konuşurken de duygulara atıfta bulunmak gerekiyor; bu noktada da “çocuklar oyun yoluyla eğlenip mutlu oldukları için öğrenme daha etkin oluyor” gibi yüzeysel açıklamalara ve nedenselleştirmelere gidiyoruz. Sonuç olarak evlerde ve okullarda öğrenme çağına uygun olarak herşeyden bir oyun çıkarmaya, sadece beyni gelişsin diye çocuğumuzla hiç keyif almadan ve kurallara boğarak oyun oynamaya ve uyarıcı zenginliği etrafını sarsın diye her gördüğümüz yeni “beyin geliştirici”, “şahane” oyuncağı almaya başlıyoruz. Hatta bazen bu oyuncakları neden aldığımız bile unutuyoruz. 

Oyun oynamanın bir yaşı var mı diye sorulsa olmadığını söylemek en doğrusu olurdu. Yani oyunun evrelerini düşünerek çocuğun sadece hangi oyun aşamasında olduğunu belirlemektense, her dönemin ihtiyaçlarının birer oyun olabileceğini söylemekten yanayım. Dolayısyla doğmamış bir çocukla bile oyun oynanabileceğini ve insanın ömrü vefa ettiği sürece oyuncu olabileceğini söylemeyi daha uygun buluyorum. Ancak buradaki kilit noktanın “yaş/gelişim dönemi ihtiyaçları” olduğunu vurgulamakta yarar var. 

Başta değindiğim gibi biz belli atıflar yapmasaydık da oyun ve oyuncak olarak çevresel uyarıcılar ile nesneler çocuğun gelişimine katkı sağlayacaktı. Ancak bu uyarıcıların gelişimsel bir sırası olduğunu da hatırlamakta yarar var. Tam bu noktada “dağınık oyun” (messy play) önemli bir alan ouşturuyor. Çünkü oyun davranışı fazla formüle edilerek düşünüldüğünde ve önemli gelişimsel bir aşama olan bebeklikte sadece belli duyusal uyarıcılara odaklı gittiğimizde, “dağınık oyun” kavramının desteklediği “dünyada var olma haline” eşlik eden tüm duyusal ve duygusal deneyimleri de öz ardı etmiş oluyoruz. 

Yine mi zihinselleştiriyoruz ve kavramsallaştırıyoruz? Evet, maalesef öyle yapıyoruz; çünkü artık sadece böyle düşünebilir ve anlayabilir hale geldik. Yani bu yazıda bile size zaten insanın ve oyunun kendi doğasında olan bir şeyi açıklamaya çalışıyorum. Günümüz gerekliliklerine ayak uydurak böyle bir şey sanırım…

Şimdi “dağınık oyun” kavramına geri dönelim… “Dağınık” kelimesi bile annelerin gözlerinin büyümesine neden oldu sanırım. Yani yeterince oyuncak dağınıklığı yok ve evin her tarafı oyun alanı değilmiş gibi hala “dağınık oyun” diyen bir uzman var; e zaten dağınık oyun oynanıyor… Ancak “dağınık oyun” ile aslında söylenmek istenen “duyusal oyun”; yani tüm duyuları uyaran ve uyarıcılar ile zengin bir duyusal deneyim ve keşif olanağı sağlayan oyun şekli. Bu arada dağınıklık olacaktır elbet ama herhangi bir oyunda olacağı kadar dağınıklık erçekleşecektir. Ve hatta belli düzenemeler yapılarak işin dağınıklık kısmının üstesinden kolaylıkla gelinebilir. Önemli olan daha sık kullandığımız, baskın duyların da etkinliğini azaltmadan daha az kullanılan duyuları daha etkin hale getimektir. Yani çoğunlukla kullandığımız duyma ve görme duylarının yanına tatma, dokunma, koklama duyularını da eklemek gerekmektedir. Ve aslında kavramın İngilizce karşılığında yer alan “messy” kelimesi de dağınık ve dezorganize anlamlarının yanında , “çok parçalı ve komplike” anlamına da gelir. 

Peki neden duyusal oyunlar oynanmalıdır? Duyusal oyun oynamak diğer alanlarda gelişimi nasıl etkiler?

Bir bebek dünyaya geldiği zaman karmaşık zihinsel yapılarla ve tanımlanabilir duygularla deneyimlere yönelmez. Temel olarak bir bebeğin dünyaya geldikten sonraki en önemli veri ve deneyim kaynakları duyularıdır. Hatta duyuları bebek doğmadan önce bile etkindir. Bir fetüs doğmadan çok önce derisi yoluyla anne karnında uyarıcıları deneyimler, sesleri duyar, tatlar alır. Bu durum fetüste temel duygulanımlar olan memnuniyet (haz/mutluluk) ve memnuniyetsizlik (engellenme/üzüntü) durumlarına neden olur. Doğduktan sonra koklama ve kademeli olarak da görme duyuları gelişir. Doğum itibarıyla duyuları yoluyla edindikleri tüm deneyimler temelde iki duygu kategorisine girer ve yaş ilerledikçe, anne bebeğini aynaladıkça ve her deneyim için bir isim verdikçe yeni duygu tanımlamaları gelimeye devam eder. Duyularımız yaşamımızn her döneminde bizimle birliktedir; ta ki belli bazılarını daha fazla kullanmamız gerekmedikçe ya da bu anlamda tercihler yapmadıkça. 

Duyular yoluya eriştiğimiz bilgiler oldukça zengindir. Elimize aldığımız nesnenin sadece şekil, renk ve isimlendirmesinden çok daha fazlasını içerir. Dokusu, tadı, ayrıntıların incelenmesi, her duyudan elde edilen bilgilerin diğerleri ile eşleştirilmesi, nesneye ilişkin yeni olasılıkarın açığa çıkmasına neden olur. Duyular yoluyla elde edilen bilgi beynin özellikle bebeklik ve erken çocuklukta en etkin olan iki bölgesini, duyular, örtük hafıza ve otomatik hareketten sorumlu olan beyin sapı ile duygular, duygusal düzenleme ve tepki merkezi olan orta beyni etkiler. 3 yaşlarından sonra bu deneyimler planlanmış eylemlerimizin, zihinsel tarasımlarımızın, düüncemizin ve açık hafızamızın  temellerini atmak üzere üst beyin bölgesinde sınıflaanmaya ve anlamlı bağlantılar kurmaya olanak tanır. Dolayısyla duyusal deneyim ne kadar fazla ve çeşitliyse eşlik eden duygusal deneyim ve düşünsel etkinlik de ona göre artar. 

Bu temelde şu anlama geliyor aslında; çevreyi etkin kullanmak, duyusal zenginlik sağlamak ve deneyimleri çeşitlendirmek adına önemli bir adımdır. Çevredeki bütün uyarıcılar birer oyuncak, bu uyarıcılarla yapılmış her etkinlik bir oyun olabilir. Önemli olan uyarıcıya nasıl yaklaştığınız ve bununla çocuğun ilişki kurmasına olanak tanıyıp tanımaduığınızdır. Tabi atlamamak gerekir ki, bir çocuğun etrafındaki tüm uyarıcılarla etkileşime girmesinin temel yolu ebeveyninin bu uyarıcılarla oyuncu bir biçimde ilişkiye girmesi, buna yaratacağı tüm kir ve dağınıklığa rağmen (iyi bir ortam düzenlemesi ile üstesinde gelinebilir) buna izin verebilmesi ve çocuğunun tüm duyularını bu uyarıcılar ile ilişki içinde görmeye (mesela sizin çok tiksindiğiniz böceği ellemesi,çamuru yüzüne sürmesi gibi) katlanabilmesi önemlidir.  

Duyusal uyarım sağlayan tüm malzemelerle oyun deneyiminde hatırlanması gereken diğer bir konu da, bunlarla ilişkiye girmenin tek bir doğru yolunun olmadığını hatırlamaktır. Önemli olan olabildiğince çok, yapılandırılmamış, keşif dolu bir yolculuk yapmaktır. Bu yolculuk bir çocuğun merakını canlı tutar ve yeni olasılıları araştırmasının yolunu açar. Üstelik bu şekilde bir çocuk ilişki içinde olduğu malzemeye farklı bir bakış açıları, yaratıcı kullanım alanları geliştirebilir. Bu sırada diğer uyarıcıları keşfetmek üzere dalgalı dikkati, uğraştığı malzemeyle ilişkisini düzenlemek için ise odaklanmış dikkati etkin olur. 

Başka önemli bir konu pahalı materyallere veya oyuncaklara ihtyacınız olmayacağı gerçeğidir. Duyusal deneyim sağlamak için çocuğunuza keşif olanağı sağlamanız yeterlidir. Eğer mutfakta ikit geçirmekten hoşlanyorsanız her hamur işi yemeğin younluk ve dokusunun farklı olduğunu bilirsiniz; bu hamurların her biri ile ayrı ayrı ya da karşılşatırmalı olarak aynı zamanda oynamasına izin vermek bile duyusal oyun olanağı sunar. Her bir hamur türünü farklı renklere boyayın ve olacakları izleyin yeter. Hatta bunu çocuğnuzdan önce kendiniz için yapın; hamurları kolayın, yüzünüzde ve elinizdeki hissini deneyimleyin, tadın, koklayın, görsel farklılıklarına ya da benzerliklerineodaklanın… Sizi bile ne kadar çok yeni şey fark ettiğinize şaşıracakınız. Bir de bu keşiflerin hızla beyni gelişen çocuğunuz tarafından yapıldığını düşünün; ne kadar zengin bir deneyim… Üstelik sadece hamur ile…dolayısyla etrafınızdaki her nesne, her malzeme, hiç manipüle edilmeden ya da çok az manipülasyon ile zengin bir deneyim kaynağına dönüşebilir. Yapraklar, topraklar, sebzeler, kabuklar, kumaşlar, düğmeler; aklınıza ne gelirse…

Son olarak sonuç odaklı değil, süreç odaklı bir oyun olduğu için de keşif, yaratıcılık ve merak her aşamada canlı kalır. Tabi bunu sağlamanın yolu bir noktada ebeveynin de deneyimin sürecine odaklanması ve bunu sadece duyusal oyunda değil, tüm deneyimlerde öncelik olarak ele almasıdır. 

Duyusal/dağınık oyun, bir doğru ya da yanlış, bir sonuç ya da başarı hedef olmadığı için deneyimi yaşayan için de sadece malzemeyi ve dünyayı değil, aynı zamanda kendini de keşif ve ifade etme olanağı ve özgürlüğü sunar. Performansa dayalı bir beklenti olmadığı için hata yapma kaygısı yaşanmaz; herkes kendi öznel deneyimi içinde olduğu için empati gelişiminde, işbirliği oluşturmada önemli bir rol oynar. Ebeveynin de çocuğuna ve çocuğnun deneyimine merakla ve ilgiyle yönelmesini destekler ki bir çocuk için en önemli şeylerden biri, kendisine merakla yönelen, kim olduğunu keşfetmeye çalışan yetişkinler arasında olmaktır. 

Çocukluğunu bahçede, sokakta, ağaç dallarında geçirmiş bir neslin üyeleri olarak, kendi çocukluğunuzu düşündüğünüz zaman bile ne kadar çok duyusal oyun oynadığınızı ve bunların size neler kattığını hatırlayabilirsiniz. Belki aynı imkanları sunmak mümkün görünmeyebilir, ancak benzer deneyimler yaratma olanağımız olduğunu düşünüyorum. Sadece etrafınıza bakın ve her türlü malzemeyle her türlü deneyime, dağınıklık olma ihtimaline rağmen olanak sunun. Bunu sadece çocuklar daha fazla, daha etkin öğrensinler diye değil, daha fazla keyif alsınlar, hayal kırıklıklarını telafi etmenin yollarını bulsunar, merak etsinler, keşfetsinler ve yaratsınlar diye yapın.  Öğrenme bir şekide gerçekleşir ancak keşif duygusunu ve merakını kaybetmiş, sadece sonuçlara odaklanan bir çocuğa bunu geri vermek çok zordur. 

Keyifle, her şeyle, özgürce, bir amaç olmadan oynayın; oynamaya olanak verin. Boyanın, kirlenin, eğlenin, keşfedin ve bırakın dağınık kalsın… 

 

 

Beyhan ÖZPAR

        Psikolojik Danışman

İnönü Cad. Gül Apt. No:3 D:3 Kozyatağı / İstanbul
0216 386 70 92