Çocuk

 

-Haydi, oyun oynayalım!-

Sizler geçen yazıdan beri “deneyimleri nasıl zenginleştiririz?” diye düşünürken, ben de “oyun oynamayı nasıl anlatabilirim?” diye düşündüm durdum. Sonra fark ettim ki oyun oynamayı anlatamam ama oyun oynayabilirim…

Sizlerle oyuna başlamadan önce bazı kuralları aktarmam gerektiğini hatırladım. Her oyunda olduğu gibi bu oyunda da ilk kural herkesin eğlenmesi! Tabi ki eğleneceğiz, eğlenmezsek eğer oyun oynamanın ne anlamı kalır. “Çocuk muyuz canım, ne münasebet.” diyenlerin sesleri yüreğime kadar geldi. Hayır, çocuk değiliz ama hepimiz büyümeden önce çocuk olduk.  Ayrıca çocuk olmak da gerekmez eğlenmek için. Ama kuralı unutmayın, HERKES EĞLENECEK… Yani sizin keyfiniz yokken ya da siz havanızda değilken ben eğlenemem ve ben mutsuzsam zaten sizin eğlenmeniz de benim için anlamlı olmaz. Hem böyle oynadığımız oyun da oyun olmaz.

İkinci kural ise kimsenin zarar görmemesi; yani sizi incitemem… Ne bedeninize zarar verebilirim ne de sözlerim ya da tavırlarımla ruhunuza. Bunu yapmak çok kolay değil tabi, sizi tanımam ve izlemem gerekir. Eğer niyetimi aşan bir hareketim olursa şimdiden özür dilerim ve bunu telafi etmek isterim ama sizin de bu onarıma izin vermenizi beklerim. Aynı şeyi siz de yapamazsınız; oyun oynuyoruz ya hani hepimiz eğleneceğiz, o zaman beni incitmemelisiniz. Bu şekilde oyuna başlayabilir, sürdürebilir ve tekrar oynamak isteyebiliriz. Unutmayın KİMSE İNCİNMEYECEK; oyundan soğumamıza neden olacak bir iz ne bedenimizin hafızasında ne de yüreğimizin hafızasında yer edinecek.

Peki, ne yaparsam acaba oyunum güzel olur? Yüksek sesle düşünüyorum, ne oynayacağımıza, nasıl oynayacağımıza karar vermemiz lazım. Hadi oynayalım deyince olmuyor öyle… Hepimizin bildiği bir şey olsun, hepimizin keyifle oynayacağı bir şey. Böyle yaparsak eğer kuralları hatırlamakta zorlanmayız. Tekrar baştan bir kuralları saymak yeterli olur. Ya kurala uymayan olursa; olur ya oyunun heyecanına kapılabiliriz ve kuralları unutabiliriz. E o zaman önce bir hatırlatma yaparız… İkinci defa uymayan olursa bir kere daha hatırlatırız ama uyarırız da; bir kere daha olursa oyundan çıkıp beklemek zorunda olacak diye. E bir daha uymazsa da artık ne yapalım; başta bir karar aldık, uygulamak gerekir.

Ne oynayacağımıza karar vermek bazen güç oluyor, ama kura çekebiliriz ya da önce birimizin istediğini sonra diğerimizin istediğini oynayabiliriz. Belki de en küçük olanımızın istediği oyunla başlarız oynamaya, sonra sırayla büyüklerin isteklerine geçeriz.

Sonra bu oyuna bağlanmamız lazım ama sadece oyuna bağlanmamız yetmez. Sizinle bir bağ içinde olmalıyım, bir ilişki de başlatmalıyım. Bu ilişkiyi öyle bir şekilde sunmalıyım ki size, benim sınırlarımın farkında olmalı, kendi sınırlarınızı güvende hissetmeli ve bu arada da eğlenmeye devam edebilmelisiniz. Tabi bu arada birbirimizle ilgilenebilmeliyiz, herkes özel ve biricik olduğunu bilmeli…

İhtiyaç duyduğumuzda karşılıklı olarak şefkat gösterip alabilmeliyiz mesela. Belki çok keyif alıyorken yanarım ve biraz beklemem gerekir, biraz teselli iyi olur böyle bir zamanda. Ya da birimiz kazara diğerinin canının acımasına neden olabilir; e bir özür dilemek canı acıyanla ilgilenmek fena olmaz. Sonra yanlışlıkla düşebiliriz, bir yerlere vurabiliriz bedenimizin bir parçasını. Azıcık mola verip dinlenmek ve yaralıyla ilgilenmek de, canı acıyan arkadaşımıza iyi gelebilir. Kendini grubun dışında hissetmez böylece. Tekrar oyuna katılamayacaksa da ya yanında oturur sohbet ederiz ya da oyuna devam etmek için onun da müsaadesini isteriz... Biraz centilmenlik kimseyi öldürmez…

Bu kadarı bir oyun için yeterli mi peki? Bence bu da yetmez; biraz iddia olmalı, ortamda şöyle bizi hareketlendirecek bir şeyler olsa iyi olur. Motivasyonumuz düşmesin diye bir amacımız olsun; bir yere varalım, ilk biz varalım; bir şeyleri toplayalım, en çok biz toplayalım… Ya da belki kendimizi deneyelim ne kadar yapabiliyoruz diye, hani “seksek” oynarken yanmamak için çalışırdık ya onun gibi… Boşuna oyun oynamak istemeyiz. Tabi amacımıza ulaşmak için bazen kendi sınırlarımızı zorlamak bazen diğerlerinin dayanma gücünü zorlamamız gerekebilir. Bunu yaparken çok büyük hedefler koymayalım o zaman, adım adım gidelim önce en küçük, sonra küçük, sonra orta gibi artarak gitsin zorluk derecesi. Herkes için yeteri kadar zor olduğunda da daha fazla dozu arttırmaya gerek yok bence… Sonra bazen işbirliği de yapabilmeliyiz, takım olarak da çalışabilmeliyiz. Her hedefe de tek başına ulaşılmıyor ki canım… Herkese normal gelen bir oyun belki birimiz için çok zordur; o zaman o kişiye yardım etmemizde ve işini kolaylaştırmamızda sorun olmaz… Amaç herkes eğlensin, değil mi?

Yine ne kadar çok yazmışım çizmişim farkına varmadan. Başlarken sadece oyun oynayalım diyordum da aslında basit bir oyun bile ne çok şey gerektiriyormuş değil mi? Ne kadar çok şey saymam gerekti güzel bir oyun yaratabilmek için.  Altı üstü bir oyun oysa ki…

Böyle yazdım çizdim de ne işimize yarayacak bu kadar şey, biraz düşünmek lazım belki… Siz bilgisayarınız başında düşünmeye başlamışsınızdır bile ben bunları yazarken. Ben de bunlar ne işimize yarayacak diye düşündüklerimi size yazayım önümüzdeki ay…

Tekrar görüşmek üzere; sevgiyle…

 

Beyhan ÖZPAR

Psikolojik Danışman

İnönü Cad. Gül Apt. No:3 D:3 Kozyatağı / İstanbul
0216 386 70 92